İşyerinde Seyirci Etkisi

1964 yılıda, New York Queens’te genç bir kadın, Kitty Genovese, apartmanının önünde saldırıya uğruyor. Bu cümleyi şu an Türkiye’de her gün onlarca kadın öldürülüyor gibi okuyabilirsiniz. Bu olayın en çarpıcı tarafı ise 38 kişinin pencerelerden ya da kaldırım köşelerinden olayı izlemesine rağmen hiç kimsenin yardım etmek ya da polisi aramak için harekete geçmemesi. 38 KİŞİ.
1968’de John Darley ve Bibb Latané ise bu durumdan yola çıkarak birçok deney yapıyor. Gerçekleştirilen deneylerde “denek” başka kişilerin de olaya tanık olduğunu sanıyorsa, yardım oranında ciddi şekilde düşüyor, hatta bazen bu oran %30’un altına iniyor. İlte bu durumu Bystander Effect yani Seyirci Etkisi olarak açıklıyor. Yani ne kadar çok kişi bir olaya tanık olursa, bireylerin müdahale etme olasılığı o kadar düşer. Çünkü sorumluluk, görünmez bir şekilde bölünür. “Birisi mutlaka bir şey yapar” diye düşünürüz, fakat çoğu zaman kimse yapmaz.

Seyirci etkisi yalnızca acil durumlarda değil, iş yerinde ayrımcılık, mobbing veya dışlayıcı davranışlar karşısında da ortaya çıkıyor. Bir meslektaşınız zorlanırken ya da bir hata zinciri başlamak üzereyken, eğer ortamda çok kişi varsa çoğu zaman kimse harekete geçmiyor.
Hatta bu durumu en çok da kapsayıcı dilin ihlal edildiği noktada görüyoruz. Birileri mikroagresyon içeren veya cinsiyetçi şakalar yapıyor. Birileri gülüyor bir diğeri ise rahatsız olsa da bi tepki vermiyor. Çünkü karşıdan gelecek tepkinin “amaan şaka yaptık ya” diyeceği çok aşikar. Bu da en başta ekibin psikolojik güvenliğini zedeliyor. Çünkü sessizlik, faile cesaret verirken mağduru yalnızlaştırıyor.
İşin giderek kötüleşen kısmı ise sosyal medyanın seyirci etkisini hepimizde pekiştirmesi. Hepimiz her gün o kadar anormal durumlara tanık olup bunu normalleştiriyoruz ki.. Günün sonunda “ah canım ya, biri bir şey yapmıştır umarım” diyerek aşağıya bir tık kaydırıp geçiyoruz.
Sessizliği Kıran Kültür Yaratmak
Bystander Effect’i ortadan kaldırmak en az bireysel farkındalık kadar kurum kültürünün de derdidir. Darley bu deneylerin bir diğer tarafını daha deneyimliyor. Bir hırsızlık deneyinde kişiye eşyalarına göz kulak olmasını söylüyor, burada ise göz göre göre hırsızlığa müdahale oranı %90’a kadar çıkıyor. Yani sorumluluk paylaşımı yerine doğrudan sorumluluk vermek.
Bu sebeple;
- Çalışanlar harekete geçmenin eleştirilmeyeceğini bildiğinde, pasif kalma olasılığı azalır. Hatta bu durumu ödüllendirmek, takdir etmek de bir o kadar kıymetlidir.
- İnsanlar hangi durumda kimden aksiyon beklendiğini bildiğinde, sorumluluk dağılmaz.
- Küçük adımlar yani mikro müdahaleler psikolojik güvenliğin temelini oluşturur. Bir “İyi misin, her şey yolunda mı?” check-i yapmak, bir “Hadi birlikte bakalım” yaklaşımı ekiplerde büyük fark yaratır.
- Bir durum fark edildiğinde, göz göze gelmek ya da yüksek sesle tepki vermek, diğerlerini de harekete geçirir.
Özetle çözüm, sorumluluğu görünür kılmak ve harekete geçmeyi kurumsal refleks haline getirmekten geçiyor.
Sesimizin duyulduğu nice günlere,
Alaz Han