Toplumsal Cinsiyet Rolleri Nasıl Öğrenilir?
İlk yazıda bedenle kültür arasındaki ayrımı konuşmuştuk. Sex ve gender’ı aynı şey sanmanın aslında bizi nasıl yanılttığını ve tüm bunların o küçük klasörler içerisinden nasıl geldiğini..
Bu noktada doğal olarak şu soru geliyor: Peki bu roller nereden geliyor? Kim öğretiyor?
Varoluşçu yaklaşımın en temel söylemlerinden biri “İnsan bu dünyaya fırlatılmıştır.” cümlesidir. Kimse doğduğu anda “kadın gibi davranmayı” ya da “erkek gibi olmayı” bilerek gelmiyor. Ama neredeyse herkes, çok erken yaşlardan itibaren neyin kendisine “yakıştığını” öğrenmiş oluyor. Ve çoğumuz bunun ne zaman olduğunu hatırlamıyoruz bile.
Bazılarınız tam buraya “ama bunun bir de fıtratı var” diye girecek olursanız hemen onu da açıklayım. İslam düşüncesinde fıtrat; sabit davranış kalıplarını değil, insanın potansiyelini, yönelme kapasitesini ve ahlaki yatkınlığını ifade eder. Bu yüzden fıtrat, “Nasıl davranmalısın?” sorusuyla değil , “Nasıl bir varlık olabilirsin?” sorusuyla ilgilidir.
Sessiz Eğitim
Toplumsal cinsiyet rolleri çoğu zaman açık açık öğretilmez. Bir ders saati yoktur. Bir akışı, bir ajandası bir müfredat kitapçığı da… Ama öğrenme yine de olur.
Psikolog Albert Bandura, Sosyal Öğrenme Kuramı’nda şunu söyler: İnsanlar davranışları yalnızca yaşayarak değil, gözlemleyerek öğrenir (Bandura, 1977).
Yani bizler için önemli olan sadece ne söylendiği değil; kimin ne yaptığı ve yaptığının karşısında ne gördüğüdür. Bunu 3. yaşımızdan itibaren hayatımızın her alanında görebiliriz. Kimin sözünün daha çok dinlendiği, kimin hata yapma hakkı olduğu, kimin emek verdiği, kimin ödüllendirildiği ve kimin cezalandırıldığı.. İşte tüm bunlar, rol öğreniminin parçasıdır.
Özellikle çocukların yaklaşık 3–4 yaş civarında sorduğu;
- Kim hangi oyuncakla oynuyor?
- Kim ağladığında susturuluyor, kim teselli ediliyor?
- Kime, ne zaman istediği veriliyor?
- Kim otoriter kim hep uyan? sorularının cevapları zaman içerisinde bakışlarla, tepkilerle, onaylarla ve sessizliklerle verilir.
Ve işte tam bu yüzden, bu öğrenme biçimine sessiz eğitim demek yanlış olmaz.
Bu dönemde; oyuncakların rengi, kullanılan dil, rol modeller, masallar, çizgi filmler, reklamlar zihinsel şemaların hammaddesi haline geliyor, Ve bu şemalar sadece çocuklukta kalmıyor. Yetişkinlikte karar alma biçimimize, ilişkilerimize, hatta kariyer yolculuğumuza kadar taşınıyor.
Zihinsel Şemalar ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri
Bu noktada Sandra Bem devreye giriyor. Bir önceki yazımda açıkladığım zihinsel şemalara Bem’in Gender Schema Theory’si’ni detaylandıralım şimdi. Cinsiyet şemaları teorisinde Bem, bu öğrenmenin zihinsel düzeyde nasıl organize edildiğini açıklar (Bem, 1981). Aşağıya eklediğim görselde göreceğimiz gibi çocukların uzun süre benzer kalıp davranışları gözlemlemesi yaklaşımımızı belirler.
Bu sebeple çocuklar çok erken yaşlardan itibaren, “kadınlara uygun” ve “erkeklere uygun” davranışları zihinsel şemalar haline getirir.
Rol Teorisi: “Benden Beklenen Ne?”
Buraya hemen örnek olarak reelse gelen yorumlardan biriyle başlayalım.
Şimdi adım adım gidelim. Bu bireyin zihninde “erkek” ve “karı” (!) diye iki klasör var ve bu klasörün alt şemasında roller ve beklentiler adlı bir alt klasör var. Bu kişi, dans eden videomu gördüğünde hızlıca bu alt klasörlerin checklistlerini açıyor.. Arıyor, tarıyor ve “dans etme eylemini” sadece “karı” adlı klasörde bulabiliyor. Bu yüzden beni erkek klasörüne yerleştiremiyor. Yetkinliklerim yetmediği için işe alınmamamışım gibi düşünün..
Burada Role Theoryönemli bir kapı açıyor bize. Toplum, bireylerden belirli rolleri yerine getirmesini bekler. Bu roller ne kadar erken öğrenilirse, birey o kadar “doğal” hisseder kendini. Bir noktadan sonra insanlar şunu söylemeye başlar: “Ben böyleyim.” “Bu bana daha uygun.” “Benim karakterim bu.”
Toplumsal cinsiyet rolleri de tam olarak böyle çalışır. Uzun süre oynanan roller, bir noktadan sonra karakter gibi hissedilir. Bu yüzden rolün dışına çıkan biri, yanlış yaptığı için değil; alışılmış düzeni bozduğu için rahatsızlık yaratır.
İş Yerine Geldiğimizde Ne Oluyor?
Başta anlattığım sessiz eğitim iş hayatında da aynen çalışmaya devam eder.
Bir çalışanın “profesyonel” olmayı nerede öğrendiğini hiç düşündük mü? Kimse bize profesyonel olmak ne demek anlatmadı. Ancak hepimizin zihninde bu kelimenin bir karşılığı var.
İş yerine girdiğimizde hepimiz yalnızca bir pozisyonla değil, bir rol setiyle giriyoruz. Ve bazı roller yazılı değildir; oryantasyon sunumlarında açıkça anlatılmaz ama herkes tarafından hissedilir/bilinir. Toplantıda kim daha rahat söz alıyor? Kim hata yaptığında tolere ediliyor? Kim duygusunu gösterdiğinde “zayıf” sayılıyor?
Rol = Beklenti + Onay Mekanizması
Çoğu zaman iş yerinde roller, görünmez bir ödül–ceza sistemiyle çalışır. Rolüne uygun davrandığında: “Uyumlu” “Profesyonel”, “Potansiyelli”; rolün dışına çıktığında ise; “Çalışması Zor”, “Abartılı”, “Riskli” biri olarak etiketlenebilirsin.
Rol teorisi, toplumsal cinsiyetle birleştiğinde tablo daha da netleşir. Aynı davranışın farklı bedenlerde farklı okunması tesadüf değildir. Örneğin; kararlı konuşan bir yönetici “lider” olarak algılanırken, aynı tonu kullanan bir başkası “sert” bulunabilir.
Burada sorun davranış değildir. Sorun, yönetici rolüyle hangi cinsiyet rolünün örtüştüğü meselesidir.
Eğer zihinsel şemalarda:
- “Kadın” rolü → naif, uyumlu, duygusal
- “Yönetici” rolü → sert, mesafeli, duygusuz olarak kodlandıysa, bu iki rol birbiriyle çatışır.
Ve sonuç çoğu zaman şu olur: “Kadından yönetici olmaz abii yeaağ”
İç sesim: Seni bi dövsem ikinin hatrı kalır..
İş yerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği çoğu zaman açık ayrımcılıktan değil, rol–beklenti uyumsuzluğundan beslenir. Toplumsal cinsiyet okuryazarlığı tam olarak burada anlam kazanır: Kimin ne yaptığına değil, kimin ne yapmasının beklendiğine bakmayı gerektirir.
Ve bu beklentiler sorgulanabildiğinde, roller de yeniden yazılabilir.
Buradan Sonra Ne Yapıyoruz?
Toplumsal cinsiyet okuryazarlığı, “doğru rol hangisi?” sorusundan çok, “bu rol bana nasıl öğretildi?” sorusunu sormayı gerektiriyor. Bu soruyu sormak kolay değil. Çünkü çoğu zaman cevabı tek başımıza bulamayız. Ama iyi haber şu: Öğrenilen her şey, yeniden öğrenilebilir sevgili dostlar..
Bir sonraki yazıda şuraya bakacağız: Bu roller neden bu kadar dirençli ve değişim neden bu kadar tehdit gibi algılanıyor?
Sevgiyle, güzellikle..
Kaynakça
- Bandura, A. (1977). Social learning theory. Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall.
- Bem, S. L. (1981). Gender schema theory: A cognitive account of sex typing. Psychological Review, 88(4), 354–364. Eagly, A. H. (1987). Sex differences in social behavior: A social-role interpretation. Hillsdale, NJ: Lawrence Erlbaum. West, C., & Zimmerman, D. H. (1987). Doing gender. Gender & Society, 1(2), 125–151.