Toplumsal Cinsiyet ve Şiddet: 8 Mart

Toplumsal Cinsiyet ve Şiddet - 8 Mart Kadınlar Günü

 

Varmadan sekizine ergin oldu Ünzile.. Hem çocuk hem de kadın.. On ikisinde ana.. Bir gül gibi al ve narin.. Bir su gibi saydam ve sakin.. Susar kadın Ünzile..

Merhaba,

Toplumsal Cinsiyet Okuryazarlığı serisinin 5. yazısındayız..

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Aynı araştırmalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu toplumlarda şiddet oranlarının da sistematik olarak yükseldiğini gösteriyor (UN Women, 2024; EIGE, 2025).

Türkiye’de hiç veriye ihtiyacımız yok. Haberlere veya sosyal medyaya da bakmasanız olur. Siz söyleyin etrafınızdan siz dahil kaç kişi daha önce şiddete maruz kaldı.

Ama illa ki veri de görmek isterseniz yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların, yaş grubu ve şiddet türüne göre oranı, 2024 verileri ..

Hayatın her alanında her şekliyle yaşadığımız şiddet. Sevgili Rayka Kumru Hocamın da yazısında dediği gibi, bu “kadınların meselesi” değil, hepimizin meselesi. Çünkü tüm bu şiddet mevzusu aslında yapılan bir şakayla içimize işliyor.

UN Women tarafından yayımlanan Gender Social Norms Index (2023) raporuna göre:

  • Türkiye’de insanların %90’ından fazlası en az bir cinsiyetçi önyargıya sahip.
  • Katılımcıların yaklaşık %47’si erkeklerin daha iyi siyasi lider olduğunu düşünüyor.

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırmasına göre:

  • Kadınların %67’si hayatında en az bir kez kamusal alanda sözlü tacize maruz kaldığını söylüyor.
  • Kadınların %37’si toplu taşımada rahatsız edici davranış yaşadığını bildiriyor.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu raporlarına göre:

  • Türkiye’de kadınların %44’ü hayatlarının bir döneminde cinsel tacize maruz kaldığını belirtiyor.

ILO Violence and Harassment in the World of Work Raporuna göre:

  • Çalışan kadınların yaklaşık %30’u iş yerinde taciz deneyimi yaşadığını bildiriyor.

Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırmasına göre:

  • Kadınların %38’i hayatında en az bir kez fiziksel şiddet yaşamıştır.
  • Kadınların %44’ü psikolojik şiddet deneyimlediğini belirtmiştir.

TÜİK 2024–2025 suç istatistiklerine göre:

  • Türkiye’de yılda yaklaşık 2.500–3.000 civarında “cinsel saldırı” vakası adli kayıtlara geçmektedir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2025 Raporu verileri:

  • 2025 yılında en az 315 kadın öldürüldü.
  • 248 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

Faillerin büyük kısmı; eş / eski eş, partner ve aile üyeleri..


Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, bir insanın cinsiyeti ve toplumsal cinsiyeti nedeniyle maruz kaldığı her türlü şiddettir. Şiddet denildiğinde akla ilk gelen genellikle fiziksel şiddet olur ancak fiziksel olmayan şiddet biçimleri de fiziksel şiddet kadar yaygındır ve kişinin beden ve ruh bütünlüğünü olumsuz olarak etkiler. Türkiye’de bu kavramı çok temiz anlatan yerlerden biri Pozitif Yaşam Derneği: TCTS yalnızca fiziksel saldırı değil; psikolojik baskı, ekonomik kontrol, cinsel zorlama, dijital şantaj/taciz, flört şiddeti, ısrarlı takip gibi birçok formdan meydana gelen şiddet yöntemidir. Kadına yönelik şiddet eşitsizliğin hem sonucu hem de onu yeniden üreten bir mekanizmadır aslında.

TÜİK’in 2025 bulgularında, fiziksel şiddete maruz kalan kadınların önemli bir kısmında failin eş/eski eş/birlikte olduğu kişi olduğunu görüyoruz; aynı şekilde psikolojik ve cinsel şiddette de fail çoğunlukla “en yakındaki” kişi. Yani ev herkes için güvenli bir yer değildir.

Toksik maskülenite nedir?

Toplumsal cinsiyet temelli şiddet kavramının bir kökü de bir önceki yazımda anlattığım Hegemonik Erkeklik kavramından geliyor. Hegemonik erkeklik, toplumda erkeklerin kadınlar ve diğer erkekler (marjinalleştirilmiş erkeklikler) üzerinde egemenliğini kuran, fiziksel güç, saldırganlık, rekabetçilik, duygusal bastırma ve heteroseksüellik gibi özellikleri yücelten baskın erkeklik modelidir. (R. Connell) Burada çok kritik bir yanlış anlaşılmayı baştan düzeltmek gerekiyor: “toksik maskülenite” denince konu “erkekler toksiktir”e bağlanmamalı. Bu kavram, erkekliğin bazı versiyonlarının özellikle kontrol, güç gösterisi, duygusal ketlenme, sahiplik üzerinden kurulan versiyonlarının hem kadınlara hem erkeklere zarar veren bir norm setine dönüşmesini anlatıyor. Yani mesele ne testosteron hormonu değil davranışlarımız ve tutumlarımız.

Kadına yönelik şiddeti besleyenler arasında katı toplumsal cinsiyet stereotipleri, “erkeklik” adına üretilen baskınlık ve kontrol kültürüve erkek akran gruplarında agresyonu ödüllendiren normlar vardır. Böyle afilli cümleler kurduğuma bakmayın; “helal sana kılıbık olma, elini masaya vur” gibi söylemlerden doğuyor tüm bu bahsettiklerim. Sosyal medyada gittikçe artan “Errkeeekk bee Alfa, Beta, Sigmaa”… İşte bu tezahuratlar daha da körüklüyor yangını.

Bir de kırılgan erkekliğimiz/erkeklerimiz var. Yani erkeklerin onlardan beklediklerini düşündükleri davranışlara (güçlü, baskın, duygusuz) uymadıklarında erkeklik statülerini kaybetmekten korkmaları ve bu tehdit algısıyla saldırganlık, öfke, aşırı risk alma veya şiddet eğilimi göstermeleri durumudur. – Sen de errrkeeek misiinn beee..

Kaynağını bulamadığım ama okuduğuma çok emin olduğum bir araştırma vardı. Araştırma erkeklik statüsünün “kazanılan ve kaybedilebilen” bir şey gibi algılanmasının, tehdit anlarında saldırgan düşünce ve davranışlarla ilişkilendirildiğini tartışıyordu. Benzer şekilde, deneysel çalışma özetleri şunu gösteriyor: Erkekliğe yönelik bir tehdit algısı oluştuğunda, bazı erkekler bunu “statüyü geri kazanma” hamlesi olarak agresif davranışlarla telafi etmeye daha yatkın olabiliyor.

8 Mart ve Şiddet

Gelelim tüm bu kavramlar ışığında günün anlam ve önemine..

Dünya genelinde hiçbir (AMA HİÇBİR) ülke hala kadınlar ve erkekler arasında tam yasal eşitliğe ulaşmış değil. Kadınlar küresel ölçekte erkeklerin yasal haklarının yalnızca %64’üne sahip. Ülkelerin %54’ünde tecavüz hâlâ rıza temelli tanımlanıyor. İş yasa ile bitmiyor gündelik hayatımıza bakalım ama sözü Ayse Hocaoglu-Eser ‘e vereyim çünkü mükemmel bir video bıraktı dün bize.

 

Tam da bu yüzden 8 Mart’ı bir “kutlama”dan çok bir hesap sorma günü gibi düşünmek bence daha gerçekçi.

Bu konun devamında iş yerinde toplumsal cinsiyet temelli şiddeti ise bir sonraki bültende detaylıca konuşalım..

Canım Atam’a sevgilerle..